Bolu Eğitim Haberleri

AVUSTURALYA UZAK AMA ACI VE SORUMLULUKLARIMIZ ORTAK

Avusturalya çok uzak ama nefes kaynağımız olan ormanların tükenmesiyle yaşanan acı ve sorumluluklarımız ortak.

Eylül ayından itibaren çok sayıda can kaybına neden olan yangınla ilgili uzmanlar iklim değişikliğini gündeme getiriyor.

Küresel ısınmayla iklim dengelerinin altüst olmasını ve iklim tehditlerini gündeme alan, geçtiğimiz günlerde konferans salonunda Tübitak Kutup Enstitüsü ve 3. Antarktika Bilim Seferi görevlisi İTÜ Araş. Gör. Sinan YİRMİBEŞOĞLU’ nu ağırlayan Bolu Doğa Koleji Çevre Komisyonu harekete geçti. Okulun öğrenci ve öğretmenlerinden oluşan komisyon “Avusturalya Yangınları” ile ilgili makale yayınladı.

Komisyonun hazırladığı makale ise şöyle;

 

 

“AVUSTRALYA YANGINLARI”

KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE YANSIMASI

Çevre Komisyonu

Gülçin Alpteker

Özlem Kaya

Esra Türk

Hilal Fidan

Mukaddes Akalın

Nermin Yıkmış

Turgut Akalın

                       

Güney yarım kürede yer alan Okyanusya kıtasının büyük bir bölümünü oluşturan Avustralya dünyanın en düz ve en kurak ülkelerinden biridir. Kuzeyinde sıcak /nemli, güneyinde soğuk/ nemli, iç kesimlerde kurak/yarı kurak, doğuda ve güney doğuda ılıman / nemli iklimler söz konusudur. Avustralya’da ekosistemin bir parçası olan ve kurak mevsimlerde gerçekleşen yangınlar tekrar büyümeyi ve bitki örtüsünde yenilenmeyi sağlar. Yangın vejetasyonun yenilenmesini sağladığı içinbiomass artışında önemli bir yol oynar. Avustralya’da kurak mevsimlerde Eucalyptus ormanlarında yüzey yangınları yılda bir meydana gelirken taç yangınları sklerofil ormanlarda her 100-300 yılda bir meydana gelebilir. Yangının ortaya çıkardığı yüksek sıcaklık tohumların çatlamasına, kozalakların tohumlarını düşürmesine sebep olur ve küllerle zenginleşen toprak gübre görevi yapar. ( Arslantürk, 2007)

Son yıllarda sıcaklıklarda yaşanan artış ve bunun sonucunda oluşan kuraklık bu doğal süreci olumsuz etkiler. Çıkış sebebi kuraklık veya insan faktörü olan bu yangınlar rüzgarların etkisiyle yayılır ve alevler kendi fırtınasını yaratır. Bu fırtınada oluşan şimşekler yangının büyüyüp farklı yerlere sıçramasına; iklim değişikliği sebebi ile yaşanan uzun, sıcak ve kuru yazlar ise bu yangınların büyümesine ve söndürülmesinin zorlaşmasına sebep olur. Nem oranı düşük ölü ve kurumuş bitki parçalarının çok fazla birikmiş olması yangının devamlılığını sağlar.

Avustralya’da kolaların ve birçok canlının besin kaynağı olan okaliptüs ağaçlarının içerdiği yağ yangınların söndürülmesini zorlaştıran bir diğer etken olarak sayılabilir. Yüksek miktarda yağ, mum ve terpeniçeren bitkiler, yangına karşı daha hassas olup içerisindeki bu maddelerin bazıları yangın sırasında buharlaşarak gaz gibi yanarlar(Arslantürk, 2007).

Meteoroloji uzmanlarının görüşüne göre; yangınların söndürülmesini zorlaştıran bir diğer etken ise Hint Okyanusu Dipolü’dür. Bu çift kutuplu iklim olayı ile deniz üst yüzeyi sıcaklıkları kıtanın batı tarafında daha yüksekken doğu tarafında daha düşük olmasının sonucu olarak aradaki sıcaklık farkı artar. Bunu tetikleyen başka bir etken de 30o enlemlerindeki termik yüksek basınç alanıdır.Afrika’da şiddetli yağmurlar yaşanırken Avustralya’da kuraklığa sebep olur ve doğudan batıya esen rüzgarlara yol açar. Bu rüzgarlar Avustralya sahilinden nemi alıp ve Güney Asya ve Doğu Afrika’ya daha fazla yağmur yağmasına sebep olur (“Avustralya yangınları”,2020).

Doğal döngünün bir parçası olan yangınlar bu etkenler sebebiyle 70 metreyi aşarak kontrolden çıktı. Sydney Üniversitesinden bilim insanı ChrisDickman’a göre şu ana kadar tahmini 1 milyar hayvan öldü.

Avustralya yangınından birçok canlı grubu etkilendi. Bilim insanları, Avustralya’da biyolojik çeşitliliğin kaybedilmesinden korkuyor, çünkü birçok tür kıtaya endemik. Yani bazı canlılar dünya üzerinde sadece bu bölgede yaşıyor. Ancak bu sayıya kurbağalar, omurgasızlar veya yarasalar dahil değil. Science News’e göre böcekleri, solucanları, salyangozları içeren omurgasızlar trilyonlarca ölüyor olabilir (Duncombe, 2020).

Ancak yangınlar sadece hayvanları öldürmüyor. Kaybolan bitki ve hayvan popülasyonunun yanı sıra geride kalan canlıların üreme bölgeleri, besinleri de kayboluyor. Hayatta kalanlar için bir “av arenası”na dönen bölgede saklanacak yer kalmadı. Koala gibi uçamayan ve kaçamayan memelilerin büyük çoğunluğunun öldüğü düşünülüyor. Toprak altında yaşayan bazı kemirgen canlıların ise hayatta kaldığı, ancak besinlerinin yok olmasından ötürü onların da kötü bir sonayaklaştığından endişe ediliyor (Readfearn, 2020).

Şimşek’ (2019)’e göre;

 “Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Bürosu (UNDHA) tarafından afet yönetimi ile ilgili hazırlanan sözlükte afetin anlamını ‘toplumun sadece kendi öz kaynaklarını kullanarak üstesinden gelebilme gücünü aşan, insanlar ve çevre üzerinde büyük oranda kayıplara neden olan, toplumsal fonksiyonların ciddi oranda bozulduğu durumlar’ olarak tanımlamaktadır(Yavaş, 2005)(23).”

Yangınlar, doğal afet şeklinde algılansa da nedenleri çoğunlukla toplumun bilinçli ve ya bilinçsiz yaptıkları adımlar sonucu meydana gelen afetlerdir. Bu nedenle yangınlar, insan kaynaklı şeklinde algılanmaktadır. Öte yandan etkisini günden güne hissettiren küresel ısınma yangın facialarının sayısının artmasına sebep olmaktadır. Orman yangınları, yangın afetleri içerisinde en tehlikeli olanıdır (Engin,2016, akt. Şimşek 2019).

Avustralya’da orman yangınlarının meydana gelmesinde ve büyümesinde yazların daha sıcak ve kuru geçmesinin etkisi olduğu bilinmektedir. Bilim dünyası da uzun zamandır iklim değişikliğinin şiddetlenmeye başlamasıyla Avustralya’da daha uzun, sıcak ve kuru yazların yaşanacağı konusunda uyarıda bulunmaktaydı. Bu da tarımsal alanların daha kuru bir hale gelerek daha kolay tutuşmasına ve yangınların daha kolay yayılmasına neden oluyordu. Tutuşma başladıktan sonra da otların yanmasıyla ortaya çıkan közlerin rüzgarla yayılması diğer alanların da tehlike altına girmesine yol açıyor. Otlarda meydana gelen yangınlar, gökgürültülü fırtınaların oluşmasına, bu da şimşeklerin meydana gelmesine ve daha fazla yangının ortaya çıkmasına neden oluyor (“Avustralya yangınları-NASA”,2020).

            Avustralya yangınlarının hal böyle olunca çevreye de pek çok olumsuz etkileri görülmektedir. Yanma olayının kendisinden kaynaklı olarak herhangi bir ürün yandıktan sonra özellikle su buharı, bununla beraber karbondioksit oluşur. Burada organik madde yandı, sülfat bileşikli malzemeler atmosfere yayılmış oldu. Isınan havayla beraber, ciddi anlamda toz malzeme dediğimiz kül de atmosfere yayıldı. Havada askıda duran partikül madde dediğimiz malzemeler, havanın yoğunlaşmasıyla yağışlar olursa küller derelere, akarsulara ve göllere karışabilir ve suların kalitesi bozulabilir, kirletici maddelerin artmasına, suların bulanıklaşmasına neden olabilir.

Orman yangınlarının sonuçlarına bakıldığında, orman topraklarının fiziksel ve kimyasal yapısına olumsuz yönde etkiler bırakarak toprağı erozyondan esirgeyen bitki örtüsüne zarar vererek yüzeysel akış yükselir. Vejetasyonda oluşan tahrip su kaynakları üzerinde bitki örtüsü-toprak-su dengesinde değişimler meydana getirmektedir. Aynı zamanda yangınlar sonunda meydana gelen kül, toprağın üstünde kaygan bir katman oluşturarak, yüzeysel akışa geçen su miktarının yükselmesiyle seller meydana gelmesine ve istenmeyen materyallerin barajlarda birikmesine neden olacaktır. Su kaynaklarının olduğu bölgelerde oluşan yangınlar hem yeni yetiştirilen hem de önceden var olan ormanlara zarar vererek ormanların birçok faydasına ek olarak hidrolojik işlevlerini de yok eder. Bu sebeple su kaynaklarının muhafaza edilmesinde orman yangınları açısından koruyucu, önleyici ve yangınların söndürülmesi noktasında önlemler alınması gereklidir Aksi halde büyük yangınların oluştuğu orman bölgelerinde içme ve kullanma suyu temin etme durumunda büyük problem oluşturmaktadır. (Orman Fakültesi Dergisi, 1995).

Ancak diğer yandan yaprak, çalı, ağaç gibi organik maddeler yandığında, o külün içinde kalsiyum, potasyum gibi bitkilerin kullanabileceği maddeler de var. Bunlar da yeniden ormanın oluşması açısından önemli olduğu ve bitkilerin, bu besinleri kullanarak yeniden bölgenin ormanlaşmasına katkı sağlayacağı söylenmektedir. Toprağın ısınma süresi ise, toprak özelliklerinin etkilenme derecesi bakımından büyük öneme sahiptir. Uzun süreli bir ısınma, aynı derecedeki kısa süreli bir ısınmaya oranla, toprak sıcaklığını daha fazla arttırıcı bir etki yapmaktadır. Isınma süresi arttıkça aynı özellikteki toprak tabakalarının derinliklerin de daha yüksek sıcaklık değerlerine ulaşılabilmekte, bu da toprak ta daha fazla zararların oluşmasına neden olabilmektedir.

            Diğer taraftan fakir yetişme ortamlarında, yangının meydana getireceği bitki besin maddeleri kaybı ve yangın sonrası; açığa çıkan bitki besin maddelerinin yağışlarla yık anıp gitmesi, yangının devam edegelen etkileri olmaktadır. Özellikle böyle sahalarda azotun bitki gelişmesini sınırlayıcı bir faktör olduğu görülmektedir (Çepel, 1975).

Buna ek olarak dumanla birlikte partikül maddeler atmosfere yayılıp, güneş ışınlarının dünyaya ulaşmasını engelleyerek, az da olsa sıcaklık düşüşüne neden olabileceği düşünülmektedir. Öte yandan küller, buzulların üzerini kaplayarak renginin koyulaşmasına, böylece buzulların daha hızlı erimesine neden olabilir.

            Ayrıca bu yangınlarda atmosfere, bir yanma ürünü olan ve sera gazı emisyonu dediğimiz küresel ısınma nedenlerinden biri olan CO2 çok fazla salınmıştır. Bu da orman yangınlarının daha da artmasına sebep olacak etmenlerden bir tanesi olarak görülmektedir.

Orman Yangınlarının İklim Değişimlerine Etkisi

Hava şartları ile iklim arasındaki farkı kısaca şöyle ifade edebiliriz: Hava şartları, belirli bir zaman ve kısa bir dönemde gözlenen hava olaylarıdır; fakat iklim, hava şartlarının uzun bir dönem boyuncaortalamaları veya eğilimleridir. Uzun yıllar boyunca bir yerin iklimini belirleyen bu hava durumları içinde birçok aşırı sıcaklıklar, soğuk hava dalgaları, kuraklıklar, seller ve fırtınalar da vardır. Son yıllarda küresel iklim değişiminden dolayı hava ve iklim parametrelerinde gözlenen değişimler şunlardır:

• Buharlaşma ve yağmur miktarı artıyor;

• Yağmurun büyük kısmı sağanak şeklinde oluyor;

• Tundralar eriyor;

• Mercanlar beyazlıyor;

 • Buzullar geriliyor;

• Denizlerdeki buzullar küçülüyor;

• Deniz su seviyesi yükseliyor;

• Orman yangınları artıyor;

• Fırtına & sel hasarları artıyor (Kadıoğlu, M., 2007).

Sonuç, Tartışma, Öneri

Son yıllarda artan orman yangınları ağaçlara, bitki örtüsüne ve ormanda yaşayan birçok canlıya ciddi zararlar vermektedir. Büyük orman yangınlarıyla ilgili yapılan birçok araştırma, iklim değişikliğinin ve artan sıcaklıkların etkisine dikkat çekerek yangın ve iklim arasındaki ilişkiyi ele almıştır. Araştırmalar, iklim değişikliğiyle birlikte artan atmosferik kararsızlık, sıcaklığın yükselmesi, kuraklığın artması, sürekli olan sıcaklık dalgaları gibi meteorolojik ve iklimsel koşulların yangınların sayısında ciddi artışlara neden olduğu göstermiştir, Araştırmalar gelecekte çok sıcak iklim koşulları altında, yangın sezonlarının uzayacağını ve orman yangınlarının sayısında ciddi artışlar olacağını göstermektedir. Bu durum, orman yangınlarının önceden daha iyi tahmin edilebilmesi için, yangın- iklim ilişkini daha iyi anlama ve daha güvenilir modellerin geliştirilmesi ihtiyacını ortaya koymuştur

Orman yangınları küresel iklim değişikliğine, kuraklaşmaya, o bölgede yaşayan faunanın ve floranın yok olmasına neden olur. Karbon salınımını artar ve sera gazı etkisi oluşturur (Türkeş ve Altan, 2012).

Avustralya’daki orman yangınları sadece bu kıtada değil dünya genelinde iklim değişikliklerine neden olabilir.Yangınlar sonrasında atmosferde biriken partiküller Ekvator çevresinde birikmektedir.  Bu durum güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşmasını engelleyerek hava sıcaklığının ekvator çevresinde düşebileceği gerçeğini ortaya çıkartmaktadır. Bu olayların yaşanması çok kısa bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşecektir.Geçmiş yıllarda bunun örnekleri yaşanmıştır.1914-1915 yıllarında Endonezya’daki yanardağ patlaması sonrasında atmosferde biriken partiküller yaz mevsiminin yaşanmasını engellemiştir.

Bugüne kadar iklim değişikliği ile ilgili birçok şey duydunuz ya da öğrendiniz. Belki günümüzde yaşanan iklim değişikliği olayların insan etkisi ile değil doğal olarak meydana geldiği iddiaları kulaklarımıza geldi. Burada bu iddiaların doğruluğu ve yanlışlığı irdelenmemiştir. Ama söylenmesi gereken insanlığın yavaş yavaş doğayı tükettiği bir bakıma bindiğimiz dalı kesiyoruz Nasrettin hoca gibi. Hep daha fazla isteme alışkanlığımız, çevreyi ve doğayı düşünmememiz bizleri bir bilinmeze doğru götürüyor. Evet böyle gidersek adı ister iklim değişikliği olsun ister su, kuraklık, ozon tabakasının delinmesi, enerji, gıda güvenliği sorunu olsun bazı ekolojik sorunlarla er geç karşılaşacağımız kesin. Bunları önlemenin yolu, doğaya saygı ve doğayı anlamaktan geçiyor (Tolunay D., 2013)

 

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı